İnsandan Uzaklaştık

“İnsanı insandan uzaklaştırdık,insan olmayan her şeye yaklaştırdık.”

bulutdediki

Anlatmaktan yoruldum. Anlattıklarımı ezberledim. Artık her virgülümden sonra ağzımdan çıkan sözü geçtimde, ses tonumu ezberledim. Sürekli bir döngü halinde o kadar çok şey anlatmaya çalıştım ki kendimden sıkıldım. Karşımda oturup gözlerini açmış kişinin söylediklerime verdiği, vereceği cevapları biliyorum. Ezberimde. Bir insan gözlerini kocaman açmış ve sizin gözlerinize sabitlemişse, sizi dinliyor demek değildir. Sizi dinleyip dinlemediğini verdiği cevaplardan anlarsınız. Kalıplaşmış, klişeleşmiş cevapları duyunca delirmeyenler parmak kaldırsın.

Anlattıklarımın bir manası yok artık. Eskiden vardı. Eskiden insanlar, güzel insanlardı. Dinlemeyi ve konuşmayı bilen insanlarda tanıdım ben. Çok yaşasınlar, var olsunlar. Nesli tükendikçe kıymete binen her şey gibi onlarda çok kıymetliler artık.

Dinlemiyor, bakmıyor, görmüyor, duymuyor ve anlamıyoruz. Ama kötü olan bu değil. Kötü olan bunların olmaması için zerre çaba harcamayışımız. Oysaki herkes bizi sevsin diye neler yapmayız? Hep çok uzaklarda aradık çözümü, yanıbaşımızdayken. İnsanı insandan uzaklaştırdık, insan olmayan her şeye yaklaştırdık. Zira tepkisiz kalsa da insan dışındaki varlıklar, zihnimizi tepkisizlikleriyle yorup, düşündürmediler. Normaldi…

View original post 235 kelime daha

Dünyadaki azınlık aşık kalpler

Şiirin dünyamıza girdiği günden beri 
Hissetmeyi bize öğreten şairlere hakaret olmaz mı sevdayı görüp de anlamak?
Anladığını sandığın ama anlamadığın sevgiye inanmak. 
Zaten sevgisizlik yer etmiş kalplerimizde  
Her atışında tenimize batan kılçıklar,
Arta kalan kanlar…
Yüreğimize geçiremediğimiz sözler ve olmayanı kaybetme korkumuz. 
Hiç bizim olmayanı kaybetmekten korkuyoruz.  Düşlerimizdeki hayali arıyoruz ya da. 
Duyularımızı harekete geçirecek,katı kalbimizi yumuşatacak…
 Hiç düşündünüz mü aşktaki en acı eylemi? 
Ertelemek,yanındayken beklemek,gözlerini anlamsızca izlemek. 
Ya da o en meçhul en olasılıksız aşkımızın yolda yanımızdan geçmesi 
Belki de ömrünüzün şu saatine kadar aynı yolları yürüdünüz 
Her yıl her hafta hatta her saat. 
Bilmiyorsunuz 
Ben de bilmiyorum 
Doğru insanın öldüğü kadar küstah hayat 
Bunu yüzümüze çekinmeden söyleyecek kadar acımasız,ukala
Hayat bunak birazda 
Geçmişi unutur bugünü unutur 
Aşk da öyle 
Unutkan aşıkların hepsi. 
İyiliği,kötülüğü en önemlisi de sevmeyi,sevilmeyi unutmuş. 
Sanki şu en büyük aşklar duygularını bir çuvala doldurmuş. 
Sanki onlardan başka kimse bu duyguyu tadamaz gibi. 
Onlar da düşüncesiz. 
Belki en büyük aşkın kalbinin diğer yarısı olduğumuzda biz de öyle düşüncesiz olacağız. 
Hayat gibi ukala ve küstah olacağız belki. 
Fırsatları görmeyip, elimizdekinin kıymetini bilmeyeceğiz. 
Kalbimizin diğer yarısını da benzeteceğiz buna. 
Aşk öyle bir şey ki; 
Ne oluru var ne de olmazı 
Çıkmaz sokak, ölü beden, uçamayan bir kuş 
Özgür değil, canlı değil ve kararsız. 
Kendimizi içinde bulduğumuz şu dünya oysa ne kadar da aşksız. 
Sevgiden yoksun. 
Belki de bu yüzden yalnızız. 
Dünyanın böyle olduğunu anlayan tek kişi biziz belki. 
Farkettiğimizden yalnızız ya da hayat böyle istediğinden. 
Kalpleri sadece kan pompalayan bedenleriz. 
Kalbimizi sadece nefes almak için kullanıyoruz. 
Bu yüzden hiç yormuyoruz onu,zora alıştırmıyoruz. 
Kolaya kaçıyoruz ve sevmiyoruz. 
Herkesi de kendimize benzetiyoruz. 
Zaten onların kalpleri de bizimki gibi. 
Onlarda yorulmayı seçmiyorlar. 
Ve hayata aşkı unutturmaktan başka seçenek bırakmıyoruz. 
O da ona düşen görevi yapıyor. 
Böylece sevginin olduğunu sadece söyleyebiliyoruz,sadece konuşabiliyoruz. 
Hissetmeyi unutmuşuz. 
Bu yüzdendir ki hissetmeyi bize öğretenlere sonsuz saygı duymalıyız. 
Dünyada kalan tek aşk kadınları, aşk adamları ve aşık bedenler onlar çünkü.  

 

“Az gelişmiş bir ülkede yazar olmak ne işe yarar?”

İPEKLİ MENDİL

Ot Degisi-Yasar Kemal“Az gelişmiş bir ülkede yazar olmak ne işe yarar?”

Yıllar boyunca kendine bu soruyu soran Yaşar Kemal, cevabı da uzun bir bocalamadan sonra bulabiliyor. Ot Dergisi’nde yayınlanan Yaşar Kemal’in bu metni bu coğrafyada yetişen herkes için geçerli.

“Az gelişmiş bir ülkede yazar olmak ne işe yarar? Bu soruyu yıllar boyu kendime sordum. Sanat yapmanın bir lüks olduğuna, kendimin lüzumsuz olduğuma inandım uzun süre. Sonra Sartre da söyledi ki, az gelişmiş bir ülkede roman yazmaktansa öğretmenlik yapmak daha yeğdir. Ben bu düşünceye öylesine bir sarıldım ki… Bunca yıl kalem salladığıma utandım. Sartre haklıydı. Bu kadar acı çeken, aç, yoksul insanlara sanat neylerdi ki… Ne faydası olurdu ki… Hele benim gibi eylemden gelmiş bir adam kendini, vaktini nasıl böyle işe yaramaz bir şeye verirdi ki? Gerçekten uzun bir süre bocaladım. Fakat eylemler, oluşmalar beni kendime getirdi: Az gelişmiş bir ülkede de sanatın gerekliliğini anladım ve rahatladım. Roman, Fransa’ya ne kadar gerekse bize de…

View original post 2 kelime daha

Bay Hiçkimse

 Sen bay hiçkimse oldun ömrümde. Saklı kalmış bir hatıra oldun kaldırdığım sandıkta. Alışıla gelmişliğin dışındaydım ben. Bilmediğim ve anlamadığım bir dilde yalvarma bana. Çırpınışların boşa,ağır geliyor artık kanatların sana. Haykırıyorsun boş diyarlara,dağlara…

Boşa…

Ben ise duygularımın savurduğu yaprak,gülüşünle sarhoş olmuş bir ayyaşım belki de… 

Her darben kadehimi bir kez daha dolduruyor. Ben de haykırıyorum içime benliğime. İçimdeki ses duyuramıyor kendini bana. 

Ve bir devri bitiriyorduk seninle. Biz mi? Bir hurafe olduk yalnızlara anlatılan. 

Şimdi sadece bir masalız kahramanı olmayan…https://gulsenindefteri.wordpress.com/wp-login.php?redirect_to=https%3A%2F%2Fgulsenindefteri.wordpress.Gulsenindefteri,edebiyat,aşk,sevgi,hayalcom%2Fwp-admin%2F&reauth=1

10 Saniyeniz Var Mı?

kerevizsevmem

Matematiğim hiçbir zaman çok iyi olmadı, biliyorum.
Fazla bir şey de beklemedim bu yüzden, fizikçi olmak gibi hayallerim yoktu.
Hatta siyaset bilimini çok çalışarak ancak elde edebildiğim 6neti gördükten sonra bir kenara attım.
Hayata dair somut hatalar değil de sonradan gördükleri insana daha çok dokunuyor sanırım.
Geçenlerde eve geldim epey aç karnım, makarna yapacağım.
Abur cuburlarımı sakladığım dolabın kapağını açıyordum.
Bu 10 saniye süren bir etkinlik ama bakın astronot olamasam da uzay-zaman gerçekliği kavramından haberdarım.
Ve o an dünyada olduğumu sanmıyorum çünkü farklı bir zaman dilimini tecrübe ediyordum.
Bana 7 dakika kadar bir süre geçtiğini düşündüren o dolabın sivri köşesi ile başımın arasındaki uzaklığı hesap edemediğim için (daha doğrusu teğet geçer canım çarpmaz) diye düşündüğüm için kedi tırmığı kadar bir darbe yedim.
Şimdi diyeceksiniz ki amma abarttın bişey de olmamış kalkıp bi de üstüne yazı yazmışsın.
Yok öyle değil.
Burdan hayatım hakkında bir çıkarım yapma fırsatı buldum.
Teğet geçemediğim şeyler…

View original post 109 kelime daha

YENİ HAYAT

Bir bebek gözünü açtı dünyaya.

Bu aptal, karanlık, dibe sürükleyen dünyaya geldi  işte

Tıpkı diğerleri gibi…

Herkes gibi yaşayacak hayatını,

Gereksiz ; fakat zorunlu.

Bir o kadar da mecbur olacak yaşamaya.

Sıkıldığında yaşamaktan başka çaresi kalmaz belki de…

Elbette hayalleri olacaktır, geleceğe dair.

Bütün hayatını bu hayallerini gerçekleştirmek için harcayacak belki de…

Savurgan ve tutarsızca.

Bazen engeller çıkacaktır önüne

Onu pes ettirmeye, hayallerini gerçekleştirmekten vazgeçirmeye zorlayan.

Duygularına engel olmak için yaşantısına taş tıkayacak kişiler çıkar önüne belki.

Pes etmemeyi ve savaşmayı öğrenmesi için.

 Aşık olacaktır; zamanı geldiğinde.

Sevecek, sevilecek, aldatılacak, kandırılacak

Ya da lanetlendiğini düşünecek, sevip ama sevilmediği adam tarafından.

product_1533Bazen saçmaladığını sanacak; aslında en doğruyu yaparken.

Doğru yaptığını anladığında ise – geç olsa da – havalara uçacaktır.

Ergenlik çağlarında Nutella kavanozunu yatağının baş ucunda bulunduracak.

Her sevgilisinden ayrıldığında yemek için bir de kaşık tabi ki…

 Hayatında en değerli bulduğu insanları kaybedecek belki.

Yerine kimsenin gelmeyeceğini düşünerek ağlayacak.

Daha sonra karşısına yine değerli bulduğu kişilerin çıkacağını nereden bilebilir ki…

 Yine ergenlik çağlarında annesiyle tartışıp kendisini odaya kapattığı zamanlar olacaktır.

Sırf annesinin söylediklerini duymamak için.

Oysa kendisi odasındayken bile bağırarak karşılık verir annesine.

Tıpkı her ergenlik çağındaki kız gibi.

 Aynı okuldayken konuşmaya başladığı erkek arkadaşının anlamsız artistliklerine, kabalıklarına ve düşüncesizliklerine mağrus kaldığında, içinden çıkamadığı bir halde sanacak kendini.

Sadece baş ucundaki Nutella kavanozuna ihtiyacı olduğunu anlaması bir saat sürecektir tabii.

 Yorucu ve anlamsız bulacak eve davetsizce gelen komşuları.

Annesinin ‘’ gel de bir merhaba de Ayşe teyzene’’ lafından bunaldığında ise takacak kulaklığını.

Bu kadar yoğun bulduğu hayatında dersleri de üstüne gelmeye başlayacak.

Hala aynıyken her şey…

Defalarca sürüklenecek, hayatın ona sorduğu sorular karşısında cevap veremeyip küfredecek, kızacak bu aptal hayata.

Güzel yanlarından haberi yokken henüz…

 Müzik tarzının değişmesi ışık hızına ulaşacak kimi zaman.

Kendine yalnızken müzik dinlemeyi öğretecek zamanla.

Kendisi bu duruma o kadar alışacak ki; evde kimse olmadığında sesinin güzel olmadığını bilerek şarkıya eşlik edecek bağırarak.

Komşusunun meraklı tavırlarından ve sesini duymak için duvara dayadığı su bardağından habersiz.

Zamanı geldiğinde tıpkı kendi gibi isyankarlar yetiştirecek.

İçinde bulunduğu şu aptal hayata tükürmeleri için.

Eee… Bir baba mesleği değil miydi bu zaten?

Tıpkı annesiyle kavga ettiğinde kendini odaya kapattığı gibi kızı da odaya kapatacak kendini.

Belki annesi gibi ‘’ gel de bir merhaba de’’ demek yerine eve gelen komşulara fısıldayacak;

‘’ Bütün gün odadan çıkmak bilmiyor. Hiç ders çalıştığı yok.’’ Diye.

Kızının onu dinlediğinden habersiz.

Kızı ise takacak kulaklığını ve bırakacak kendini müziğin şefkatli kollarına.

Tıpkı kendi gibi…

 Ve nesiller boyu devam edecek bu döngü.

Her genç kulaklığıyla müzik dinleyecek, annesiyle kavga ettiğinde.

Komşulara fısıldamasına şahit olacak milyon kere.

Ve yalnızlığın hayat kurtardığını sanacak böyle zamanlarda.

 Peki siz de bu döngünün bir parçası olduğunuza göre neden kendi hayatınızı kurmuyorsunuz?

Diğerlerinden farklı olmanız gerektiğini düşünmelisiniz belki de.

Mesela kendi hayatınızı kurmak için içinde bulunduğunuz dünyanın aptal olmadığını ve bu aptal olmayan dünyaya tükürmenin gereksiz ve saçma olduğunu düşünmekle başlayabilirsiniz.

 Kendi hayatınızı siz kurarsınız.

Bu bahsettiklerim sadece tekrarlanan hayatlar.

Unutmayın! Her hayat aptal ve içine tükürülecek cinsten değildir…

Ne Tuhaf!

busraskose

image

İnsanlar yakıp yıkıyorlar. Ne tuhaf…
Yıktın da yakmaya cesaretin oldu mu hiç?
Harfleri?

Tanrım!
Oysa ne çok yakmak istedim yazdıklarımı, ustaca bir kanayışın eşliğinde. Ustaca diyorum; zira kanayacaksa akıtmalı önce tüm cerahati bünyeden, heybetlice olmalı, başı yukarıda ve mağrur olmalı, kanadığına değmeli. Harflerin.
Arınabilir misin sence?
Yazdığın tüm harfleri yok ettin diyelim, yaktın ve kurtuldun onlardan. Peki ya zihnin? Zihnini yakabildin mi? Yazarken deneyimlediğin harfleri yakarken temize çekebildin mi?
Pardon bayım!
Yazmak dedim değil mi az önce? Pardon! Çok loş burası. Dikkatsizim. Yorgunum. Yazmaklarım dağılmış her bir yere. Yerlere. Basmadan yürümek istedim, olmadı. Ben de durdum öylece, sabit. Durmak oldum. Durağanlıkla çok oldum.
Dizlerime kadar cümlelere gömülmüş, orada öylece duruyorum. Sakin. Cümleler çürüyor yavaşça, tiksiniyorum. Önce kokuyu fark ederim ben, önce kokuları… Zihnime sinsice kazınır kokular, ilk olarak orada başlar lanetim. Cümleleri yakarım da zihnimi yakamam bir türlü. Saydamlaşır zihnim. Görünmez olur.

Başım dertte Tanrım,biraz konuşmalıyız.
Cümlelerde aklım fena halde……

View original post 91 kelime daha

Öğretemediler Sevmeyi

  Hayır yani 

Biz mi görmedik sevgimizi hakedenleri?
Görüp de yüz mü çevirdik,…ümüz kalktığından?
Mütemadiyen yalnızlığımızı biz mi inşa ettik,samandan zemin üzerine?
Böbürlenip başımızı gökyüzünden indiremediğimiz için mi farketmedik? 
Ya da bakıp da görmediğimizden mi bu sevdayı çiğnedik?